16 Aralık 2018 Pazar

Devrimci Yön

AKP'nin kültürel faaliyetlerine bir örnek ve "orta sınıf" / Alper Erdik

AKP'nin kültürel faaliyetlerine bir örnek ve
25 Mayıs
00:00 2018

                      

                                     “Cehalet, ayrıcalıklı sınıfın ustaca kullandığı bir silahtır.” (Karl Marx)

Lacivert, 2014 yılının Mayıs ayından bu yana yayımlanan ve yöneticilerince “yaşam kültürü” üzerinden tarif edilen bir dergidir. Modern tasarım ve mizanpajı ile kentli okur kitlesine ulaşması hedeflendiği görülmektedir; ancak dört yıllık periyottaki dosya ve makalelere bakıldığında (derginin ilk sayısının çıktığı dönemde) on iki yıldır iktidarda olduğu halde, ki bugün de değişen bir şey yoktur, kültür-sanat alanında istediği kudreti elde edemeyen “muhafazakâr-demokrat” partinin “ana akım” ve “popüler” olmasını istediği “ürün”lerden birisidir. Bununla birlikte, derginin yayın yönetmenliğini üç buçuk yıl yürüten Meryem İlayda Atlas, Sabah gazetesine verdiği röportajda, kendisi ve ekibini, Cemil Meriç’ten mülhem, “fikir işçisi” olarak betimlemekte ve ulaşmak istedikleri kesimin de yine bütün “fikir işçileri” olduğunu söylemektedir.

Derginin ideolojik-politik hattının mevcut iktidar partisininki ile benzer değil aynı olduğu, basit bir tarama ile görülmekte, finansal açıdan da AKP kontrolündeki havuza dâhil bulunduğu bilinmektedir. Ayrıca, dergiyi çıkaranlar, derginin 84 Lira olan yıllık abonelik bedelini ödeyenlere, 63 Lira ederinde bir film seti hediye edebilecek kadar da parasal rahatlığa sahiptir; daha doğrusu, Lacivert dergisi bir ekonomik geri dönüş amacından azade, müreffeh biçimde hazırlanıp satılmaktadır. Kamuoyunda “17-25 Aralık Süreci” olarak bilinen ve iktidar blokunun bir kanadının diğerini tasfiyeye soyunduğu “Yolsuzluk ve Rüşvet Operasyonları”ndan yıllar önce, AKP ve Cemaat ittifakınca, Ergenekon ve Balyoz operasyonların en yoğun ve acımasızca yürütüldüğü dönemde, Taraf adlı gazetenin, zarar edilerek ancak yine de 25 Kuruşa satılarak ve her eve girmesi sağlanarak, tertibin meşruiyetinin sağlanmaya çalışılmasındaki amaca benzer bir gerekçeyle çıkarılmaktadır. Yani dergi ciddi bir propaganda ve karşı-propaganda aracıdır.

Bu açıdan değerlendirildiğinde, Lacivert’in, AKP’nin yeni bir rejim tesis etme uğraşına “kültürel” ve politik destek sağlama misyonu aşikârdır. Seçilen dosya konuları ve makaleler buna uygun biçimde teşkil edilmektedir. Derginin 42. sayısının kapak görselindeki “Bir deli gömleği olarak Türk Solu”  ibaresi, yayın hayatına başlarken, “fikir işçisi” olmaktan bahseden dergi ekibinin, entelektüel sefaletini de göstermektedir.

Bu çalışmada, Lacivert dergisinin yine iddialı sayılarından biri olan ve “Orta Sınıf: Efendi mi Köle mi” dosyasının içeren Kasım 2017 nüshasına değinilecek; ancak dosyayı oluşturan birbirinden çelişkili ve bütünlüksüz makaleler yerine, sadece dosyanın ve derginin takdim yazısı ele alınacak, Editör Meryem İlayda Atlas’ın kısa metni analiz edilmeye çalışılacaktır.

Lacivert dergisinin bahsi geçen dosyasının yer aldığı 40. sayının “Editör Yazısı”nda, o dönem editörlük görevini yürüten Meryem İlayda Atlas, derginin içindeki makalelerin “nasıl okunması ve anlaşılması” gerektiğine ilişkin “kısa ve etkili” bir “mukaddime” sunmuştur. Başlığı olmayan yazının “giriş” veya “spot”unda, televizyon programcılığındaki “soğuk açılış”a benzeyen bir yöntem kullanılmış, yazıda geçen bir bölüm, olduğu gibi buraya aktarılmıştır: “Orta sınıf, bir ata sporu olan nefret etme eylemini, şikâyet etme eylemi ile birleştirir ve bu iki eylemi bir gelecek kurmanın en önemli aracı olarak kurgular.” Bu söylemle, yazının ana fikri de bir anlamda okuyucuya sunulmuştur.

Makalenin ilk cümleleri de şu şekilde teşkil edilmiştir: “Hızla zenginleşmeyi kim istemez ki? Orta sınıf ister.” Sadece spot ve giriş kısmında yola çıkılarak, hazırlanan dosyanın nesnesi olan orta sınıfın bir eleştirel, hatta hakaretamiz üslupla ele alınacağı, okura hissettirilmektedir.

Atlas şöyle devam etmektedir: “Ve her şeyi isterken elindeki entelektüel güce güvenir. Bu güç ile taleplerini formüle eder, dönüştürmeye talip olduğu kadar dönüşmek istemez. Kültür, hayat tarzı, kişisel alan, nitelikli zaman geçirme, kendine vakit ayırma falan…” Var oluşunu anlamlı kılmaya çalışan her insanın doğal istek ve beklentilerini oluşturan başlıklar, editör sıfatlı kişinin gözünde bir “suç”tur. Orta sınıfa mensup bireyler, ona göre dönüşmek istememektedir. Çünkü ülkemizde AKP eliyle yürütülen ve her alanda geçerli bir dönüştürme süreci vardır ve orta sınıflar da buna asla karşı çıkmamalıdır. Atlas’ın “entelektüel güç” vurgusu ise önemlidir. Normal şartlar altında, olumsuz hiçbir çağrışımı bulunmayan entelektüellik kavramı, bilindiği üzere hem muktedir parti hem de onun kalem erbabı destekçilerinin gözünde oldukça kötü bir şeydir.

Bu durumunsa elbette, “onlar” açısından “mantıklı” bir izahı vardır. Yalın Alpay, Yalanın Siyaseti adlı kitabında bunu şöyle anlatır: “Seçkinlerin, popülizmin ilan ettiği başlıca düşmanlardan biri olması, hileli akıl yürütmeleri halkın geri kalanına oranla daha kolay fark etmeleri ve bu yüzden hakikatin önemsizleşmesine tepki vermelerindendir. Seçkinlerin popülist hileli akıl yürütmeleri ortaya çıkarmasından çekinildiği için, bu kesim düzenli propagandalarla itibarsızlaştırılır, tehditlerle, tutuklamalarla, işsiz bırakılmalarla sindirilmeye çalışılır.”

Yazının devamında “Rahatı kaçınca, hatta bırakın kaçmayı, o rahatın kaçma ihtimali olunca bile faşist tepkilere kayar. Göçmenlerden nefret eder. Hatta zavallı göçmenler Almanya'da ilk kez ekonomik bir kriz yaşanmadan aşırı sağın, Nazilerin yükselmesinin sebebidir. Garip. Orta sınıfın o meşhur birikimini ve refahlarını çalmaya gelmiş göçmenleri kim durduracak? İşte bu kutsal görevin de keşif koludur malum sınıf.” denmektedir. Editör, bu kısımda, birikim ve refah bahsini açarak, orta sınıfın ekonomik konumuna vurgu yapmakta ve buraya mensup kişileri, tabir yerindeyse tuzu kurular olarak imlemektedir. Orta sınıfın görece rahatlığı bir yana, Meryem İlayda Atlas’ın destekçisi olduğu partinin iktidarında alt ve orta sınıfların gelirinin miktar olarak arttığı; ancak değerinin düştüğü bilinmektedir. AKP döneminde, toplumun en zengin yüzde birlik dilimi, servetini bir buçuğa katlamıştır.  

Atlas’ın bu “sosyo-ekonomik analizi”nin amacı, sınıfsallık üzerinden teorik bir tespit yapmak da değildir. Yazarın göçmen bahsini açması, doğrudan Suriyeli mülteciler sorununa değinmektir ki, bu da yine AKP’nin iflas eden dış politikasını sahiplenmek, yurdunu terk etmek zorunda kalan ve yarısından fazlası ülkemizde yaşayan beş milyon savaş mağduru üzerinden bir refleks geliştirmektir. Bu sayede, bugünkü bölgesel karışıklığın müsebbibi olan ve emperyalist ülkelerin yakın zamanda Suriye’ye yaptığı müdahaleyi alkışlayanların, sözüm ona insaniliği vurgulanacak, buna eleştirel yaklaşan insanların tamamı da orta sınıf rahatlığı ile itham edilebilecektir. Yani yazar öyle zannetmektedir.

“Bütün işlerini elektrikle görür. Asansörlerin kesintisiz çalışmasına, sokak lambalarına ve ışıl ışıl büyük şehirlere aşinadır ama nükleer enerjiye de karşıdır. Doğaya zarar verecek her şeyden nefret eder, gece su içmeye kalktığında kolaylık olsun diye orta ışığı açık tutar.” İlayda Atlas’ın tahriflerle dolu yazısı böyle sürmektedir. Yazarın “alaycı” göndermeleri, bu kez AKP’nin doğaya zarar veren politikalarını meşrulaştırmaya yöneliktir. Taksim’in ve Gezi’nin alışveriş merkezi ve cami inşaatları nedeniyle betonlaştırılması, konut yapımı için zeytin ağaçlarının kesilmesi, HES projeleri için dere yataklarının kurutulması, ormanların maden şirketleri tarafından yok edilmesi, sahillerin otelcilere devri vb. daha pek çok “hizmet”; orta sınıf mensuplarının “lüzumsuz” hassasiyetlerinin karşısında “ak”lanmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu için oldukça önemli olduğu bilinen Orman Çiftliği’nin yasa dışı biçimde imara açılması sonucu yapılan “Ak Saray”ın bir yıllık elektrik sarfiyatı bedelinin 9 milyon 672 bin 688 Lira olduğu düşünüldüğünde, gece açık bırakılan ışığın hesabını sormak, sadece gülünçtür.

Bu noktada, Lacivert’in dosyasında olmayan düzeyde bir orta sınıf tahliline de ihtiyaç vardır. Çünkü son otuz yıla yayılan ve Marksist terminoloji açısında da oldukça gerilimli ve netameli olan bir tahlil denemesi ve bahsi geçen sınıfın teorik tarifi gereklidir. Konu ile ilgili önemli çalışmasında, Ali Şimşek şöyle der: “Orta sınıf kavramı belirsiz, biraz tüketim ve statü esinli kavram. Marksist anlamda küçük burjuvazi de diyebiliriz. Küçük mülk sahiplerinden eğitimle kazanılmış mesleklere kadar geniş bir alanı kapsayabiliyor. Kullanırken dikkat edilmesi gerekiyor.”

Marksist kurama dayanarak yapılan tartışmalarda, küçük burjuvazinin, yani büyük üretim araçlarına sahip olmasa da yaptığı iş açısından mülkiyeti bulunan kesimlerin (esnaf, zanaatkâr vb.), işçiler ve patronlar arasında bir yerde bulunmasından kaynaklı “orta”da olduğu söylenmekte; hizmet sektöründe faaliyet yürüten ücretli çalışanların, eğitim ve gelir düzeyi proleterlerinkinden yüksek de olsa asıl orta sınıfla, yani küçük burjuvaziyle karıştırılmaması gerektiği vurgulanmaktadır.

Ancak Şimşek’in de söylediği üzere, günümüzde bu tartışmalar, daha çok, Weberci görüşlerden de etkilenerek, statü ve tüketim üzerinden yürütülmektedir. Üstelik, geleneksel orta sınıf bağlamında yetişen ve kültürel alanda bağımsızlaşan başka bir toplumsal grubun varlığı, tartışmaları daha da derinleştirmiştir. Yeni orta sınıf olarak kavramsallaştırılan bu grup, sayıları neoliberalizmle artan ve onun vitrini olan eğitimli, üniversite mezunu ve göreli yüksek ücretli, ağırlıklı olarak da beyaz yakalı ve hizmetler (bilişim, banka, medya vb.) çalışanlarından oluşuyor.

Meryem İlayda Atlas’ın dosyası ve bunu takdimi, elbette kişisel bir öfke neticesinde kaleme alınmamıştır. Eskisi ve yenisi ile orta sınıfı ihtar etme ve onlara, iktidarın kendilerine bakışını sezdirme açısından önemli bir duyurudur. Zira, AKP ile orta sınıfların arası son birkaç yılda giderek açılmaktadır. Özellikle neoliberalizmin ülkemize kurumsal olarak girdiği Özallı yıllardan bu yana, bu toplumsal grup, siyasetin sağı ile solu arasında salınmakta, tutarlı bir ideolojik-politik görüşe sahip bulunmamaktadır. Bu yüzden, gelir ve yaşam tarzı gibi başlıklardaki rahatlığı, siyasi tercihlerini önemli ölçüde belirlemektedir. AKP’nin ilk dönemindeki AB’ye üyelik çabaları ve politik düzlemde bir imaj olarak yarattığı özgürlükçülük algısı, orta sınıfı belirli ölçüde etkilemiştir. Ancak, özellikle 2011 sonrasında, AKP’nin geleneksel kodlarına geri dönmesiyle süreç farklı bir yöne evrilmiştir.

Yaşam tarzına yönelen tehditler, temel demokratik hakların dahi kısıtlanması, iştahla yürütülen İslamizasyon… eğitimli ve kentli gruplarda bir tedirginlik teşkil etmiştir. Bu tedirginlik; Cumhuriyet Mitingleri, Gezi Direnişi, 16 Nisan Referandumu öncesindeki “Hayır” örgütlenmelerini yaratmış; bunlar da, on altı senelik iktidarı boyunca, AKP’yi en çok rahatsız eden refleksler olmuşlardır. Bununla birlikte, bu tepkilerin sadece kültürel temelli olduğunu söylemek de yanlıştır. İktidara, geçmişte koşulsuz, bugünse ihtiyatlı destek veren liberal isimlerden birisinin, Etyen Mahçupyan’ın, geçen yıl KARAR gazetesinde yazdıkları, bu açıdan önemlidir: “Son TÜİK verileri ilginç bir duruma işaret ediyor: Eğitim seviyesi ile gelir artışı ters orantılı. Yani eğitimli olanların hayat koşulları göreceli olarak diğer kesimlerden daha kötüye gitmiş. Ayrıca eğitimli kadın istihdamı düşüyor… Açıktır ki burada orta sınıftan söz ediyoruz. Yani çekirdek aile düzeninde yaşayan, karı koca çalışan, kredi kartı borcu yüksek olan, dünyaya entegre bir gündelik hayatı sürdürmeye çalışan ve çocuklarına ‘yatırım’ yapan haneler. Eğitim bu insanların maddi gelirini sağlayan en önemli avantaj. Ne var ki bu hanelerde kadınların göreceli olarak istihdam dışı kaldıklarını ve iş bulan aile üyelerinin de eğitimsizlere oranla daha az gelir artışı elde edebildiklerini anlıyoruz.”

Ekonomik ve kültürel düzlemde, AKP’nin yeni bir rejim inşasında dışarıda bırakılan tüm kesimleri -ki bunlar Lacivert dergisince orta sınıf torbasına konulmuşlardır- hedef alan bu dosyaya ve takdim yazısına neden ihtiyaç duyulduğu ortadadır. Amaç; iktidarın, önümüzdeki süreçte düşünsel anlamda bile varlıklarına tahammül etmeyeceği birey ve gruplardan müteşekkil orta sınıfı, kendi kitlesinin gözünde şimdiden ve teorik düzlemde suçlu ve mahkûm etmektir. Zira, Nilgün Tutal’ın, geçtiğimiz yıl Varlık’ın bir nüshasında belirttiği üzere, ekonomik ve kültürel sermayesi düşük toplumsal kesimler, kanaatlerle yönetilmesi en kolay kesimlerdir.

AKP, devletin zor aygıtları ile büyük sermayedarları kendisine bağlamış, ayrıca toplumun en yoksul kesimlerini de kendisine kul etmeyi başarmıştır ve artık AKP’ye direniş kabiliyeti olan eğitimli, kültürlü herkes hedeftedir.

Atlas’ın takdim yazısında, son birkaç yıldaki, AKP’nin tepki alan tüm icraatları, “orta sınıfın haksız feveranlarının eleştirisi” üzerinden büyük bir avamlık ve aymazlıkla meşrulaştırılmaya çalışılmıştır. Söylemlerdeki sözüm ona ironi, tepeden bakış, yalan ve yanlışların utanmazca tekrarı; yeni dönemde, orta sınıfa yönelik bakışın işaretleridir. Bu sebeple, kültürel düzlemde ve kitlesel iletişim alanındaki mevcut ve müstakbel saldırılara yanıt verme olanağı taşıyan bir karşı ortam, mecra, araç, yayın, özgüven ve cesaretin yaratılması, hedefteki kesimler için bir mecburiyettir.

Alper Erdik

Solitiraz.com

Facebook'ta Sol İtiraz