24 Kasım 2017 Cuma

Devrimci Yön

 Duyurular

Atlantı̇kçı̇lı̇ğe Karşı Avrasyacılık

Atlantı̇kçı̇lı̇ğe Karşı Avrasyacılık
08 Ekim
00:00 2017

 

Milat gazetesinde Ahmet Ay'ın 4 ve 7 Ekim 2017 tarihlerinde yazdığı "Atlantikçiliğe Karşı Avrasyacılık" yazılarında, İslami kesimin İslamcılık ve Avrasyacılık üzerine tartışmalarını solitiraz.çok okurları için yayınlıyoruz.

 

1-

Yüzyıl önce kurulan ve İkinci Dünya Savaşı sonrası revize edilen dünya düzeni miadını dolduralı çok oldu. 21. yy başlarken gerçekleşen dünyadaki jeopolitik değişiklikler bu yeni düzenin başladığını göstermişti.

“Yeni Dünya” olan Amerika, İngilizlerle Fransızların yönettikleri dünyaya sonradan müdahil oldu ve kendi Yeni Dünya Düzenini kurma yoluna gitti. Bunu yeterli olmayacağını düşündüğü için Amerika “Tarihin Sonu”nu getirerek, sadece Anglo-Sakson Küreselciliğine dayalı tek kutuplu, tek hükûmetli dünyaya geçiş yapmak istedi.

Oswald Spengler’ın kavramlarıyla “Yeni Dünya-Eski Dünya” düalitesi son yıllarda en çok isti’mal edilen kavramlardır. Avrupa’nın Amerika karşıtlığı için kullandığı Eski Dünya-Yeni Dünya kavramlarını jeopolitik değişiklikler bağlamında kullanmamız bir sorun teşkil etmez sanırım.

Yeni Dünya Düzeni jeopolitik, jeoekonomik, jeostratejik yenilik, değişikliktir. Atlantikçiler/Küreselciler önce kaos, sonra ABD’nin tek hakim olduğu bir dünya stratejisinde oldukça mesafe alırken Çin, Rusya ve Türkiye de, “çok kutuplu dünya olsun” diyor. Yanlış okumadınız, yenidünya düzeninde Türkiye Rusya ile hareket ediyor.

Türkiye jeopolitik olarak da, jeostratejik ve jeokültürel olarak da Atlantikçi bir ülke değil, olamaz da. Ne var ki bir süredir yönünü Batı’ya çevirmiş olan Osmanlı İmparatorluğu yıkıldıktan sonra tümüyle Batı’ya eklemlenen yeni devlet Türkiye, uydurulan korkularla NATO’cu kampa dâhil olmak zorunda kaldı.

Bugüne kadar bağımlı bir ülke olarak içinde yer aldığımız NATO Türkiye’yi direkt etkileyen dünyadaki değişim ve dönüşümü, Türkiye gibi bir ülkenin potansiyellerini, dinamiklerini dikkate almadı. Türkiye, SSCB tehdidinden korunma dışında 70 yıldır üyesi, jandarması, ileri karakolu olduğu NATO’dan hiçbir hayır görmedi. Hatta, “Sizi bir Rus saldırısına karşı koruyamam.” diyen de bu NATO idi. NATO’nun ve Atlantikçi küreselciliğin günahlarını burada saymam -yazının hacmi itibariyle- mümkün değil.

Türkiye aradan geçen 70 yılın sonunda NATO tarafından kullanıldığını, hem de çok kötü kullanıldığını gördü. Ak Parti iktidarında Türkiye ABD’ye, “Bizi kullanmaya son verin, ortaklıksa eşit ortaklık” dedi ve ipler koptu. Bu kopuş Türkiye için kendi potansiyellerini, dinamiklerini değerlendirmeye yaradı. Jeopolitik önemini göremeyen bir Türkiye, bölgesinde dengeleyici role sahip olamazdı, oyun kurucu hiç olamazdı. Dolayısıyla ABD ile ayrı düşmemiz bizim “Öze Dönüş”ümüzü sağladı. Artık Türkiye Amerika ve Avrupa ile ilişkilerini mütekabiliyet esasına göre sürdürmeyi esas alacaktır.

İkinci Dünya Savaşı ABD için Atlantik’ten Japonya’nın doğusuna kadar devasa bir jeopolitik imkân sağladı. Berlin Duvarı’nı zorlayan ABD SSCB’nin yıkılmasıyla birlikte emeline ulaştı. Dünya patronajı Washington’da kalınca ABD’nin bu gücü dünya barışı için kullanacağını bekleyen eski dünya Atlantikçi blokajla preslendiğini gördü.

Yaklaşık 30 yıldır dünya tek kutuplu gidiyor, yani ABD dünya’nın patronu. Bu fırsatı hoyratça kullanan ABD dünya hâkimiyetini üstelik “Manifest Destiny/Kaçınılmaz Kader” anlayışı ile sürdürmek istiyor. (Bu konuyu iki yıl önce “Amerikan Exceptionalism’i” başlıklı yazımızda detaylıca irdelemiştik.)

21. yüzyılda tek kutuplu dünyanın patronu olarak giren Amerika tam hâkimiyet sağlama yolunda darbeler yemeye devam ediyor. 11 Eylül saldırısına kadar Çin’i hedefe koyan ABD, 11 Eylül saldırısı ile bundan (şimdilik) vazgeçerek artık Çin değil, Çin’in etkilemeye başladığı Ortadoğu/Müslümanlar düşmanlaştırıldı. Çin ile çatışmayı erteleyen ABD, önce Doğu Pasifik’te deniz gücünü arttırmayı, Çin’i kızdırmadan çevrelemeyi ve bu arada İslam dünyasını İsrail’in güvenliğini sağlayacak şekilde dizayn etmeyi öncelikleri arasına aldı.

Yoksa stratejik odak olarak Asya-Pasifik eksenini belirleyen Amerika Çin’in tek geçiş yolu olan Malakka Boğazı’nı daima tehdit edecektir.

ABD dünyayı istiyor, kuracağı tek hükûmetle dünyayı tek başına yönetmek istiyor, kültür ve medeniyetin tekliğini istiyor.

Peki, dünya buna ne diyecek? Elimiz kolumuz bağlı değil, Avrasya ruhu canlanıyor.

Bunu da başka bir yazıda…

 

2-

Westfalya Düzeni ile başlayan, ama Ernast Gellner’in dediği gibi,“Sanayi devriminin yansıması (yan ürünü A. Ay) olan ulusçuluk” anlayışı/akımı ulus devletlerin kurulması ile doruğa ulaştı. “21 yüzyılda ise dini, milli devletler dönemi kapanmış, küresel devlet modeli başlamıştır.”

Rekabete dayalı Atlantikçi model kendisine rakip kalmadığına inandığı için artık postatlantik safhanın, yani küreselleşme zamanının geldiğine inanıyor. Bu, yeni bir dünya(düzeni) demek. Kuracakları yeni ve “tek devletli” dünyayı küreselcilerin/Amerika’nın yönetmesi esastır. Çünkü küreselcilere göre “üstün uygarlık Amerika”nın sahip olduğu normlar evrenseldir ve bu gerçeği kabul etmeyen devletlere bu cebren kabul ettirilmelidir.

Francis Fukuyama’nın “Tarihin Sonu” tezinin bilim dünyasının araştırmalarına referans olma dışında bir işlevinin kalmadığını düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Küreselcilerin “amentüsü” niteliğindeki bu tez el an pratik karşılık bulmuş ve başta bölgemiz olmak üzere dünya tek kutuplu, tek yönetimli yani küreselci kuşatma altında. Buna direnen devletlere siyasi çıkmazlarla, terör saldırılarıyla, ekonomik yaptırımlarla diz çöktürmeye çalışıyorlar.

Anglosakson uygarlığın bütün dünya uygarlıklarına üstün geldiği inancına yaslanan küreselcilik, devlet yapılanmalarının tekleştirilmesini ve küreselciliğin emrinde olmasını istemektedir. Anlayacağınız küreselcilik, “altın milyar” Amerikancılığının evrensel kılınması mücadelesinin adıdır.

Amerika bu stratejiye sahip iken dünya ne yapıyor? Biz ne yapıyoruz ya da ne yapabiliyoruz?

Geçen yazımızı “elimiz kolumuz bağlı değil” diye bitirmiştim. Elbette zor bir süreç ve yakıcı sonuçlarla karşılaşmak mümkün.

Postatlantik küreselciliğe karşı geliştirilen en önemli proje ve teori Avrasyacılık’tır. Avrasya derken yeni bir ‘Amerika’ kurulsun demiyoruz. Keza Avrasya derken Rusya’nın lider, bizlerin de uydu olmasını da dile getirmiyoruz. Bununla belki çok “Amerikalı/kutuplu” bir dünya inşa etmeyi kastediyoruz. Yani Avrasyacılık tek kutuplu olmayıp, aynı zamanda birkaç blokun lider devletler etrafında kümelenmesi ile oluşturulacak birlikteliklerle dünyanın çok kutuplu olmasını sağlayan bir projedir.

Türkiye jeopolitiği NATO’cu olmaya elverişli değildir. Jeokültürel olarak da Türkiye Avrasya’nın kodlarını taşıyor. Kadim dinlerin, medeniyetlerin bütün zenginlikleri barındırdığı coğrafya Avrasya coğrafyasıdır. Dinlerin, mezheplerin, ırkların kendileri olarak neşv-u nema bulduğu bu coğrafyanın yeniden kendisi olması dünyanın geri kalanı için hayat memat meselesidir. 200 yıldır önce İngilizlerin, sonra Amerikalıların musallat oldukları bu bölge zulmün bütün tonlarını tanıdı, her seviyedeki acıları tattı. Bu coğrafyanın değerlerine, hatta bu coğrafyada demokrasi, insan hakları, eşitlik gibi Batılı değerlere de zerre kadar saygı duymayan Atlantikçilerle daha fazla yol yürümenin anlamı ve gereği kalmamıştır.

Türkiye Batıyla ilişkilerini kesmeden, mütekabiliyete dayalı anlaşmalar, ilişkiler sürdürebilir, sürdürmelidir de, lakin dinine, toprağına, insanına/milletine kasteden bu pakt içinde yer alırsa bu intihar olur.

AB çürümüştür ve Türkiye için cazip bir yönü kalmamıştır. Türkiye’nin NATO, BM, AB tecrübeleri belirleyeceği yeni jeostratejisi için önemlidir. 15 Temmuz FETÖ işgal teşebbüsünde yanımızda olmayanlarla aynı, aslında ayrı hedefler için mücadele edemeyiz. Mezhebi, etnik ve sosyal sorunlarımızı kaşıyan, toprak bütünlüğümüze kasteden devletlerle aynı kutupta yer almamızın hangi felaketlere davetiye olduğunu biliyoruz.

Türkiye mazlum İslam Coğrafyasının aydınlanmasını, tefekkür dünyasının zenginleşmesini sağlayabilen tek ülkedir ve bu imkân ve sorumluğu Atlantikçi zorbalara feda edemez. Türkiye kapıkulu ya da emir eri olmaktan kurtulmuştur, şimdi kurtarıcı rolünde. O zaman rolünün hakkını vermeli.

http://www.milatgazetesi.com/atlantikcilige-karsi-avrasyacilik-2-makale,122381.html

SOLİTİRAZ.COM

Facebook'ta Sol İtiraz