23 Eylül 2018 Pazar

Devrimci Yön

Bir İslamcının nostaljisi: Oraklı çekiçli Islamcıydık

Bir İslamcının nostaljisi: Oraklı çekiçli Islamcıydık
11 Temmuz
19:42 2018

Bakın ne buldum…
Bir zamanlar, hem “Oraklı”, hem “Çekiçli” hem “İslamcıydık…”
Türkiye henüz sahte “şeyhler” ve sahte “dervişler” ülkesi olmamıştı…
(İslâm’ı bu topraklardan kazımak isteyen Atatürk’ün, her konuda başarılı olmasına rağmen bu konuda –maalesef- başarısız olduğu anlaşılıdı, yıllar sonra ortaya çıktı bu acı gerçek de…)
Eski Türkiye’nin işkenceli sorgularından sonra, basına;
“Bakın teröristleri yakaladık” diye gösteriyor… Sonra da Hürriyet istediği şekilde haber yapabiliyordu…
İsmet Özel yanımızda olsa, ağlayarak şiir yazardı;
“Ben o yaşta koltuğumda kitaplar
İşaret parmağımda zincir/ bazı yasak kitapların verdiği dinç duygular
Kaç kez soğuk sular dökünüp fırladım sokaklara”
Diye sızlanırdı…
O henüz “hidayete” ermemişti, solcuydu…
Şimdilerde bize, “Siz kimsiniz lan, İslâmcı biziz olum, bak, bin kişi ile iftar yapıp yemek yiyebiliyoruz, Patagonya’ya camii de yaptırıyoruz inşallah, maşallah, elhamdülillah…”
Diyen öz-köse sapıkları ve yancıları da yoktu…
En ağır ve insanlık dışı işkencelerden sonra yine de İbda Selâmıyla halkımızı selamlıyor; “Ya olacağız, ya öleceğiz!” diye haykırabiliyorduk…
O zamanın “Orak-Çekiçli” solcuları da “iyi” insanlardı…
İnandıkları bir “dava” vardı… Halkımız için “savaşım” veriyorlardı…
Halkımızın haberi olsun olmasın, önemli de değildi…
Hak, adalet, insanlık onuru, zulüm, haksızlık karşısında duruyor, emperyalizmi yıkabileceklerine inanıyorlardı…
Şimdikiler gibi, Amerikan bayrağı altında “antiemperyalizme” karşı ş’etmiyorlardı…
O kadar savrulmamışlardı…
Hatta, “İslâmcılar”la, konuşuyor, tartışıyor, Marksizm ve İslâm’ı, hangisi daha özgür ve adil bir dünya kurabilir ekseninde aynı masada oturabiliyorlardı…
Başka zamanlardı…
Henüz, riyakâr esnaflar, öz-köseler, Müslüman Türk gençliğine, “Otostop çekerek cennete gidebilirsiniz” diye, “İslamcılık”(!) ş’edip piyasa yapma derdine düşmemişlerdi… Kısa donla dolaşıyorlardı o vakitler…
Dostluk, arkadaşlık, gönüldaşlık, yiğitlik, cesaret, erdem gibi değerlerimiz çürütülmemişti…
“Başını bir gayeye adamış” kahramanlar vardı…
Alâvere, daleverecilerin, müteşeyyihlerin, görünme hevesiyle sabun reklamına çıkan kadınlardan daha düşük tabiatlı, efemine karakterli “esnafların” sosyolojiyi, psikolojiyi kirletemediği zamanlardı… Korkaklar korkaktı, cesurlar cesur! Korkakların “keskinleştiği”(!) zamanları görmemiştik henüz… Şartlar biraz yumşayınca “don gömlek” öne fırlayanlar da yoktu… Her değeri kirletenlerin etrafa yaydığı pis koku, burun direklerimiz sızlatmıyordu şimdiki gibi… Sosyal medya sayesinde “adam”(!) olanlar yoktu, sosyal medya diye bir şey olmasa, ıssız bir köy yolunun kenarındaki ağaç dibinde vızıldayan sinek kadar gözümüzden uzak olacak, varlığından bile habersiz olacağımız pisliklerin kendilerini “gösterme”(!) hevesiyle kirlettiği bir ortam yoktu… Her şeyin "sosyal medyadan ibaret" bilindiği günler değildi, burada iki "bık bık" edip, "elhamdülillah bugün de ibadetimizi yaptık" diyerek gönül huzuru içinde başını yastığa koyan öküzler yoktu...
 “İman bir; sevinme bir, acı bir, gaye bir, vicdan bir”di…
Kumandan; “Sen oradan kıracaksın zinciri, ben buradan/birgün mutlaka kavuşacak ellerimiz!”
Diye İslâm devriminin manifestosunu yazıyor, “Aydınlık Savaşçıları”nın elinde “aydınlık günler” yükseliyor, biz özgürleşiyorduk… “Hayatımız ve ölümümüz İslâm içindir…”
Ahmet Kaya; “Başkaldırıyorum” diye türkü söylüyor, biz başkaldırıyorduk…
“Alçaklara cehennem, gerçek insanlara “cennet” bir toplum kuracaktık…
Esnaf takımı, İslam adına verilen mücadeleyi, “ticarete” dönüştürme, kendi bayağılıklarını da “İslâmi mücadele” diye yutturma uyanıklığına uyanmamıştı daha…
“Uyanıklık”(!) yapanlar da en kestirmeden tepeleniyordu…
Aptallık ve ahmaklık bu derece kurumsallaşmamıştı…
“FETÖ” cemaatti, hizmetti, “hocaefendi”ydi…
Güzel günlerdi…
"bir gün yine de bir gün
-ya tam olmak ya hiç-
son gün son hesaplaşmada
bir kıvılcım
akışı tersine çevirecek..."
Diyordu Kumandan, yüreğimiz titriyordu; Evet! "bir gün yine de bir gün/ya tam olmak ya hiç..."
Güzel günlerdi...
Laikler laik, Kemalistler Kemalist, liberaller liberal, solcular solcu, İslâmcılar islâmcıydı…
Dünyaya meydan okuyan ruhumuz, “bu düzen değişmeli” diyen yumruklarımız vardı…
“Bazı beyleri, önde gidenleri, köşede bekleyenleri, sükut edenleri, ağır takılanları” adam sandığımız günlerdi… Henüz hiçbiri “kafayı yememişti”…
Biz sanıyorduk ki;
Hepimiz “aynı şeye” inanıyoruz?..
Değilmiş…
Öyle olmadığını anlamak için yılların geçmesi gerekiyormuş…
Yıllar yıllar sonra, “aynı şeye” inandığımızı sandığımız insanların bir kısmını yel aldı, bir kısmını sel aldı, bir kısmını inek içti, inek dağa kaçtı… Kaçış o kaçış...Savrulanların çoğu muhtemelen “savruldukları” yerden de memnun olarak sürdürüyorlar “yaşamlarını…”
*
Bizler İBDA-C üyesiydik, terör örgütüydük, akşam sabah terör yapıyorduk, gözümüzü kan bürümüştü…
“Bu düzen değişmeli, özgür ve adil bir dünya istiyoruz” demek en büyük terördü… Daha sonra Yargıtay da onaylayınca mevzu kapandı.
Oysa onlar “şiddete karşıydı”… Niye?. Hiçbir zaman bilemedik…
Süleyman “hep Başbakan”dı… Ölmeseydi, Özal da “hep Başbakan” olacaktı… Öldüğü için olamadı…
Günler günleri, aylar ayları, yıllar yılları kovaladı…
“Orak-Çekiçli” yoldaşları en son gördüğümde; patates soğan fiyatlarındaki artışa büyük bir ümitlebağlanmış, bu iki nimeti "devrim amacına" alet ediyorlardı;
“Paa-taa-tes, soo-ğan, güü-le gü-le Errr-doooğan!” diye, sol yumrukları ile, “Amerikancı batıcılığın” trajikomik tiyatrosunda ezikliğin dibini bulmuşlardı…
*
“Tanıdığım en güzel insanlar, yenilgiyi, acıyı, mücadeleyi ve kaybı yaşamış olan ve diplerden çıkış yolunu kendileri bulmuş romantik ve anarşist olan insanlardır. Bu kişiler hayata karşı geliştirdikleri kendine has takdir, direniş, duyarlılık ve anlayışla; şefkat, nezaket, bilgelik ve derin sevgiden kaynaklanan bir ilgi ve sorumlulukla doludurlar. Güzel insanlar öylece ortaya çıkmaz; onlar oluşurlar…”
Diyen Elisabeth Kubler Ross’u da tanımıyorduk daha…
Ama;
“İyi insanlar iyi atlara binip gittiler” diyen Üstad ve Kumandan vardı…
nabızhaber.com'daki yazının tamamını okumak için...


SOLİTİRAZ.COM
 

Facebook'ta Sol İtiraz