21 Ekim 2018 Pazar

Devrimci Yön

Günden Kalan / Ünsal Çankaya

Günden Kalan / Ünsal Çankaya
29 Ağustos
00:00 2018




Günden Kalan koydum adını bugünün anısının. Biraz haibun tarzı olacak. Çünkü sonuna koyacağım haiku ile tamamlayacağım günce parçamı... Haibun nedir mi? Japon öyküleme tekniği desem, kısa ya da orta uzun öykülerdeki çarpıcılık mutlaka haiku denen bir üç dizelik şiirle tamamlanıp bitiyor desem... Bilenlere tekrar, bilmeyenlere minik bir bilgi olur hap niyetine...

Neyse...

Bugün biraz güneşe çıktım. Bu her yanı güneşli ülkede D vitaminim eksik benim. İlaçlarımın yan etkisiyle olağandan da fazla tükeniyorlar sanki... Uzun zamandır günlerin adıyla ilgim yok. Bazı günleri televizyondaki dizilere göre saptıyordum, bayram yüzünden onlar da yok ya gün bilgim hepten şaştı... Gün ortasını yakındaki o ruhsatsız adını verdiğim caminin hoparlöründen çok yüksek sesle evlerin içinde okunurcasına okunan ezan başlayana dek çıkan o metalik diriling diriling sesleriyle saptıyorum... Güneşin zamanını kaçırmayayım diye birkaç gündür olduğu gibi bugün de evden kitap ve suyumu attığım o minik çantam ile çıktım... Hemen bitişikteki parkta sabit, halk sağlığı için koyulan o ucube aletlerden bisiklete benzeyenine oturdum.

Güneş tepemde... Öyle olması gerek vitamin için. Öğle saati bunun tam zamanı yani. Elimde Hüsnü Arkan'ın romanı... Mino'nun Siyah Gülü... Kolumda saat yok. Ellinci sayfada kalmıştım dün, oradan başladım okumaya, yüz olunca bırakacağım. Güneşte kavrulmayayım.

Tam sayfasında bıraktım pedalı çevirmeyi. Sağlık önemli. Çok azaldı bende çünkü. Sonra eve hemen dönmek yerine site ara yollardan yürüyüp, sporu sporla tamamlayayım dedim. Üst yolda trafik yok ve yolu iki yanlı kapatan tezgahlar var. Birden anladım ki bayram bu kez herkes için de bitti, halk pazarı da kurulmuş işte... (Benim bayram ikinci gün erkenden Eskişehir’den dönünce bitmişti...) Olağan yaşama dönecek herkes... Dönebilirse... Otoyolda duran trafik bayram sevinci diye bir hafta önce yola çıkan tatilcilere hem gidişte hem dönüşte resmen, alenen bayram eziyeti. Belki de kurbanlıkların ahı böyle çıkıyor kim bilebilir ki doğanın verdiği hükmü, kurduğu adaleti...

Biraz üzüm aldım ilk tezgâhtan, çekirdeksiz. Bursa Siyahı incir aldım biraz da duruşları pek albenili. Biraz patates aldım, Kuru soğan -kışlık olanı- hâlâ çok pahalı, almadım. Oradan- pahalılıktan- birden “Bu yıl tüfe oranı kaç oldu ki?” sorusuna gidiyor aklım. Oğlanın ev kirasını zam yapılacak ya... Eve dönünce internetten bakıp da öğrenmeli...

Karacabey kavunu var sonraki bir tezgâhta... En sevdiğim kavun cinsi Kırkağaç olmasına karşın hakikisi kalmadı onun pazarlarda... Sonra da bu Karacabey kavununu severim işte... Çocuklukta beklediğim bostanda da birkaç tevekte olurdu o, keleğini teveği arasında saklı bulur, üzerini örterdim ki oluncaya dek görmesin kimse... Tesadüf bu, yoksa her zaman gelmez pazara... Tatil dönüşü Karacabey sınırlarında doldururduk bagaja... Kırık beyaz kabukları işte buradan dilimle diyor sanki, enlemlere nazire boylam çizgili hepsi. Her kesmede birini yesek haftaya kadar yeter hesabı ile en küçük boylardan altı taneyi alıyorum... Biraz da indirim alıyorum tek kavun alsam ödeyecek olduğum miktara göre...

Farkına varmadan yükü çoğaltıp, kapıya zor atıyorum kendimi... Nefes nefeseyim... Ama yetmiyor aldığım nefes... Astımın en tehlikeli hali... Tıkanıp kalsam yolda bir daha nefes alamayacağım biliyorum. Neyse diyorum... Yetiştim eve… Uzanırım biraz… İlaç da alırım hemen...

Girip sırtımı değişiyorum sonra... Torbalar kapı önünde... Olsun, nasıl olsa Muzaffer yerleştirir hepsini... Sonra da hazır odadayken bilgisayarı açıp aklıma takılan şu tüfe oranına bakayım diye düşünüyorum... İnternet üzerinden oynadığım oyuna kayıyor gözüm... Dalıyorum sonra...

Telefon da masada... Bildirim sesiyle ona bakıyorum, Necati anlık ücretsiz mesajlaşma uygulaması üzerindeki ‘sakin liman’ adlı minik grubumuza yeni bir dosya eklemiş. Öyküleri birbirinden güzel. Sonra bakarım demeye kalmadım, okudum bitti... Bayram şekeri gibi... Tam açıp okurken Muzaffer elindeki tabakla yaklaşıyor, “İncir yıkamıştım, salona gelmedin!” diye...

Ben diyorum ki balından tadarken incirin " Necati’nin bu dosyası çok güzel, haibunlar, onları tamamlayan haikular için tanım ‘İncir Çekirdeği’ değil, bildiğin ballı incir olmalı sanki..."
Kitaplaşmadan, yayıncıya giden haliyle bu sevgili hâkim kardeşimin bir dosyasını daha ilk okuyanlardan olma sevinci...
Necati'ye bu keyfi kaçıncı kitaptır yaşattığı için yine teşekkür etmeli.
Çünkü hak etti.

Her dokunmada
Yeniliyor kalbimiz
Ballı incire.

 (Not: Tüfe oranı temmuz ayı için yüzde on beş civarında... Ama neyse ki Borçlar Kanunu zorunlu hükmü ve içtihatlar ile son on iki ay ortalaması alınıyor kira artışı için... Eylül ayında biraz daha düşmesini bekleyeceğim oranın... Ortalama yüzde on civarında kalsın da kira için emekli maaşıma gelen zamdan iki kat fazla zam yapmayalım... Umut... Belki olur... Belki...)

Gebze, 25. 8.2018

Ünsal Çankaya.

SOLİTİRAZ.COM

Facebook'ta Sol İtiraz