22 Temmuz 2018 Pazar

Devrimci Yön

Hiç bir şey göründüğü gibi değil: Ufukta Çin finans krizi mi var?

Hiç bir şey göründüğü gibi değil: Ufukta Çin finans krizi mi var?
07 Temmuz
20:34 2018

Çin’in büyüme oranlarına, ithalat ve ihracat rakamlarına bakarak modern Çin efsanesine bel bağlayanları geçen yıl 22 Mayıs 2017’de uyarmıştım. Türkiye’deki bazı görüşlerin tam tersine ABD’nin Çin’i küresel değil bölgesel aktör kategorisinde değerlendirdiği bilinmeli. Bunun anlamı şu; Çin ABD için alt edilebilir, yenilebilir ve yok edilebilir kolay bir lokmadır. ABD’ye göre Çin sadece bölgesel belirleyici aktördür. Çünkü Çin tarihi milli büyüklüğün tarihidir ve kendisini bu milli tarih ve değerlerle sınırlar. Bu açıdan bakıldığında Çin’in kolektif bilinçaltı, ‘Chung-kuo’ yani ‘Orta Krallık’ ile çerçevelendirilmiştir. ABD Çin ile savaşmadan kendi potasında eritmenin formülünü bulmak için beyin fırtınasını yapalı neredeyse yarım yüzyıl oldu. ABD Çin’i tek başına tehlikeli görmediği gibi Çin-Rus ve İran koalisyonunun gerçekleşebilir olmasını bazı mevzi taktiksel atraksiyonlar haricinde mümkün bulmuyor. Hatta Çin’in böyle bir misyonu üstlenmesini Avrasya güvenliği açısından desteklenebilir görüyor. Bu nedenle Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) Güneydoğu Asya Uluslar Birliği (ASEAN) gibi teşkilatları içine alacak Avrasya Aşırı Güvenlik Sistemi gibi kapsayıcı bir şemsiyeden yana denilebilir. Büyük bir güç olarak tarih sahnesine çıkmaya hazırlanan Çin’den duyulacak paranoyak korkuların kendi ekmeğine yağ sürdüğünün çok iyi bilincinde.(1)

Zaten Çin Devlet Konseyi, ülkenin askeri stratejisinde değişiklik yaptı ve ‘White paper’ adı verilen yeni bir “Askeri Strateji Belgesi” belirledi. Çin’in yeni avunma politikasına göre; hegemonyacılığın ve güç iktidarının tüm formlarına karşı duracak ve hiçbir zaman hegemonya ve yayılma politikası gütmeyecek. Çin silahlı kuvvetleri dünya barışı sağlamak için uğraşacak. Çin’in ulusal stratejik amacı, Çin Komünist Partisi’nin yüzüncü yılını kutlayacağı 2021 yılında, her bakımdan bir refah toplumu inşa etme amacını tamamlamak ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin kuruluşunun yüzüncü yılı olan 2049’da, müreffeh, güçlü, demokratik, kültürel olarak gelişmiş ve uyumlu modern sosyalist bir ülke inşa etmek. Çin’in ‘White paper’ adı verilen “Askeri Strateji Belgesi” çok iyi tetkik edildiğinde, ABD’nin kendisine belirlediği yörünge dışına çıkmamaya göre dizayn ettiği söylenebilir. Dünyanın ekonomik ve stratejik ağırlık merkezi hızlı bir şekilde Asya-Pasifik bölgesine kaydıkça, ABD’nin dengelerin yeniden sağlanması için bir strateji sürdürmeye ve bölgedeki askeri müttefiklerini arttırmaya çalışıyor türünden analizlerin hem doğru hem de yanlış ve yanıltıcı olma ihtimali büyük. Çünkü Çin’in son dönemde en sık karşı karşıya geldiği ülkeyse Amerika Birleşik Devletleri.(2)

 

ABD’nin; Asya Pasifik bölgesi ekonomisine müdahale edebilme gücü, imkânları ve sektörel araçları, Çin ekonomisindeki manipülasyonları anlamamızı sağlayabilir. Çünkü Asya-Pasifik bölgesinde ticaret ve yatırımın serbestleştirilmesi, ekonomilerin entegrasyonu için ticari ve teknik işbirliği ile iş bağlantılarının kolaylaştırılması için 1989’da kurulan Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği Forumu (APEC) üyelerinden biri de ABD.(3) Asya kıtasında 47 ülke var. Asya kıtasının ekonomisi genel olarak göz önüne alındığında Çin, Japonya, Rusya, Tayland, Singapur, Suudi Arabistan, Kuveyt, Katar gibi birçok önemli ülkenin ekonomisinden bahsetmek gerekir. Genel olarak petrole, perakende, teknoloji, tarım gibi sektörlere dayalı olan ekonominin gücü tahmin edilebilir. Buna rağmen küresel finansal durgunluğun vermiş olduğu olumsuz etkiler de gözlenmektedir. Japonya, Çin ve Güney Kore Hükümetlerinin ve finansal düzenleyicilerinin kripto para birimleri ve ICO’lar hakkındaki acımasız düzenlemeleri sonrası Asya merkezli büyük kripto para borsalarının faaliyetlerine devam edebilecekleri yeni ülke arayışlarına başlamas,ı Asya/Pasifik merkezli yeni dalga küresel ekonomik krizin habercisi mi?(4)

Çin; Amerika’yla bir ticaret savaşına tam olarak hazır olduğunu bildirmesi ne anlama geliyor? Geçtiğimiz hafta Washington 34 milyar dolar değerinde Çin malına gümrük tarifesi uygulamaya başlama kararı almıştı. Çinliler bu karar kızmış olabilir. Çin de bunun karşılığında aynı değerde Amerikan ürününe vergi uygulayarak misilleme yapması bekleniyor. Nitekim Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Lu Kang, Çin’in gerekli önlemleri almak için hazırlıklarını tamamladığını belirtti. Amerikalı Ford ve Tesla gibi otomobil üreticileriyle soya fasulyesi çiftlikleri ve viski damıtma tesislerinin de dahil olduğu birçok sektörün Çin’in misillemelerinden etkilenmesi kaçınılmaz. Çin’in yaptırımlarının özellikle çiftçiler gibi Başkan Donald Trump’ın seçmen tabanını vuracağı sanılıyor. Ticaret anlaşmazlığı önemli Çin şirketlerini de etkiliyor. Son olarak China Mobile Amerikan pazarında sorunlar yaşayan Çin firması oldu. ABD Ticaret Bakanlığı’na bağlı bir daire biri güvenlik riskleri nedeniyle Çin’in devlet tarafından işletilen en büyük telekom operatörüne lisans verilmemesi uyarısında bulundu. Lu uyarıları “Soğuk Savaş zihniyetinden kalma temelsiz spekülasyonlar ve akıl dışı denetimler” olarak nitelendirdi. Çin’de borsalarında ticaret savaşı endişesiyle geçen haftalarda yüzde 10’a yakın düşüş gerçekleşince, Çin Yuan’ı da dolar karşısında sert düşüş yaşamıştı.(5)

Finans uzmanı Onur Subaşı’nın; geçtiğimiz haftalarda, ABD ve Çin tarafından gelen karşılıklı hamlelerin ticaret savaşı endişelerini tetikleyebileceğini belirtmesi benim için önemliydi. Subaşı; Çin ekonomisinde ani yavaşlamaya işaret eden veriler ve likiditenin azalmasının, Şanghay bileşik endeksinde düşüşleri beraberinde getirirken, Yuan’daki değer kaybının da küresel piyasalarda bir diğer risk unsuru olarak öne çıkardığı görüşünde. Haklı da! Nitekim Çin’de Şanghay bileşik endeksinin yılbaşından bu yana yaklaşık %16 değer kaybetmesi ve endeks değerinin yaklaşık 2 trilyon dolar erimesi söz konusu. Özellikle 15 Mayıs’tan bu yana düşüşte ivme kazanan endeks, arka arkaya 6 hafta değer kaybetmişti. Ekonomistler, dünyanın en büyük ikinci ekonomisi Çin’de, hem döviz hem de hisse senedi tarafında görülen bu düşüşlerin devam etmesi halinde “finansal panik” havasının görülebileceğini belirterek, böyle bir durumda panik havasının diğer ülkelere de sıçrayabileceği konusunda uyarılarda bulunuyor. Bu demek ki yükselen Çin balonu patlamak üzere. Neden mi? Yüksek rezervleri ve buna paralel tuttuğu ABD tahvilleri nedeni ile bir ticaret savaşını kazanacağı sanılan Çin, zayıf iç piyasasından dolayı ABD’den çok daha savunmasız durumda. Ve gerek borsa endeksi gerekse 6.62’ye gerileyen para birimi piyasanın, en azından bir kısmının, bunun farkında olduğunu gösteriyor.(6)

Görünen o ki, Çin halen 2015’te yaşanan balondan kendisini kurtaramamış. Çin’de uzun süredir bankacılık sisteminin sağlığı tartışılırken bir de ABD ile ticaret savaşı riskinin artması yatırımcıları daha temkinli olmaya yöneltiyor. Teknik anlamda Şanghay bileşik endeksinde düşüşün devam etmesi kaçınılmaz. Böyle olunca borsa düşüşleri kredili hisse taşıyan yatırımcıları zor duruma sokuyor ve daha da fazla satış yapmaları refleksini tetikliyor. Sonuçta bu kriz kendi kendini besliyor, büyütüyor. Çin’in ABD’ye meydan okumasına boşuna bel bağlanmamalı. Çünkü Çin; yeterli büyüklükte bir iç pazara sahip olmadığından, ABD pazarının kapanması durumunda; Çin sermayesinin veya Çin ürünlerinin bu pazara girişinin zorlaşması şirketler açısından son derece kötü bir gelişmeyi ortaya çıkaracaktır. Yuan’ın da değer kaybediyor olması, Çin’den sermaye çıkışını hızlandıracaktır. Para çıkışlarının tetiklenmesi 2015’te yaşandığı gibi tüm piyasaları etkileyecek bir belirsizliğe yol açabilir. O nedenle Çin’le iş yapan Türk firmalar aman dikkat!

Tüm bunları neden yazdım? Türk ekonomisi 16 yıllık dönemde ihracat, ithalat ve istihdamda çok önemli başarılar kaydetse de, enflasyon, cari açık ve sanayi üretimi konusundaki sorunlarını çözmeyi başaramadı gözüküyor. 2002’de 3 bin 500 dolar seviyelerinde olan kişi başına yıllık gelir, 2013’te 12 bin 500 dolara kadar çıktı. Ancak 2013 sonrası küresel konjonktürün de etkisi ile 2018 yılında 10 bin dolar seviyelerine kadar gerilediği gibi 16 yıllık dönemde Türk şirketlerinin borçluluk miktarı ise büyük bir hızla artarak ekonomik işleyişi tehdit etmeye başladı. Türkiye’nin 2002’de toplam dış borcu 129.6 milyar dolarken, şu anda yüzde 249.6 artışla 453.2 milyar dolara çıkmış durumda. 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında büyümede hız kesen Türkiye, 2017’de yüzde 7,4’lük büyüme ile OECD ülkeleri içerisinde İrlanda’dan sonra ikinci oldu. Uluslararası yatırımcının Türkiye algısını bozan etkenler mevcut. Son iki yılda Türk Lirası, Dolar karşısında yaklaşık yüzde 50 değer kaybederken, enflasyon yüzde 8,8’den yüzde 12,2’ye yükseldi. Cari açık ise yıllık 28,9 milyar dolardan 55,3 milyar dolara çıktı. Birde buna hızlar artan enflasyon eklendi. Haziran ayında yıllık enflasyon yüzde 15.39’a sıçrayarak, son 14 yılın en yüksek seviyesine ulaştı. 2016’da yüzde 8,5 seviyesinde olan enflasyonunun 2 yıl içinde neredeyse iki katına çıkması piyasaları allak bullak etti.

Ömür Çelikdönmez'in kafkassam.com'daki yazısının tamamı için...

SOLİTİRAZ.COM

Facebook'ta Sol İtiraz