22 Temmuz 2018 Pazar

Devrimci Yön

Süleymaniye tehlikede mi?

Süleymaniye tehlikede mi?
06 Nisan
00:00 2018

Kerim Weli'nin yazısını Irak'taki Kürt partiler arasındaki rekabet, ideolojik politik ayrılıklar, pozisyonları hakkında "içsel" bilgiler vermesi açısından solitiraz okurları için yayınlıyoruz:


Türkiye’nin PKK’ye verilen desteği gerekçe göstererek Süleymaniye havalimanı üzerindeki ablukayı kırmaması ve Süleymaniye’nin müzayedeci medyasının buna karşı takındığı tavır, Türkiye tarafından kale alınmıyor. Orada yaşananlar dün ve bugün yaşananların bir sonucu değil, aksine uzun bir süredir PKK Süleymaniye sokaklarını kontrol altına alarak keyfince yönlendiriyor.
 
1992 yılında Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) ile ve daha sonraki yıllarda birkaç milyon dolar ve birkaç bin ton erzak karşılığında Talabani’nin Türkiye’den destek aldığı dönemlerde PKK’ye karşı olması dışında Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) ve PKK her zaman KDP’ye karşı aynı mevzide yer almışlardır.
 
Evet, Türkiye Güney Kürdistan’daki referendumu istenmeyen bir adım olarak gördü ancak bu Türkiye’nin KDP ve Barzani’ye küstüğü anlamına gelmiyor. Onlar, bölgede müttefik ve kardeş gördükleri bir gücün kendilerine danışmadan böyle bir adım attığı için rahatsız oldular. Elbette tüm laf kalabalıklarına rağmen Türkiye Erbil’e hiçbir ceza uygulamadı, sadece havalimanları kapatıldığından uçuşlar durduruldu. Bunun dışında bir saatliğine bile olsa sınır kapılarında giriş-çıkışlar durmadı, petrol boru hattı vanaları kapatılmadı.
 
Dolayısıyla Erbil Türkiye için “kırmızı çizgidir” ve düşmasine asla müsaade etmez. Fakat bugün olanlar Süleymaniye’nin cezalandırılmasıdır. Bu bir süreden beridir Türkiye ve hatta ABD’nin de hazırladığı bir cezalandırmadır.
 
Bu sadece Türkiye’nin düşündüğü bir cezalandırma değil, geçtiğimiz dönemde ABD’liler de Sülemaniyeli partilerin yetkilileri ile görüşmeye yanaşmadı ve görüşmeler için Erbil’e gelmelerini şart koştu! Bu durum şuna delalet ediyor ki Süleymaniye adım-adım siyaset üzerindeki nazını ve sözünü kaybediyor. KYB nedeniyle hakim olan, “Erbil’in neyi varsa Süleymaniye’nin de olmalı” anlaşışı, ortadan kalkmak üzere. Süleymaniye’nin babaları ve siyasileri bir biri ardına öldü ve peşlerinde öksüz bir şehir ile siyaset bıraktı. Dolayısıyla Süleymaniye’nin de Efrin’in derdinden gitmesi yazık olur!
 
KDP VE GORAN
 
KDP ve Değişim Hareketi (Goran) ilişkilerinin eskisi gibi olması çok zor. Mesele sadece PDK de değil. Goran öyle bir su dökmüş ki sadece küçükler değil, binlerce yaşlının da ayağı kaymış ve Farsların dediği gibi, “artık bu suyun kanala dökülmesine imkan yok.”
KYB’ye teslim olmanın yanı sıra bird aha ayrılmayacağına töbe eden Goran’a çamur dolu bir kese bile düşmedi. Kürdistan Bölge hükümetinden aylık yüz binlerce dolar almalarına ve gizli kapılar ardında çok defa imtiyaz almalarına rağmen en büyük ulusal hoşgörü ve ittifak imkanını deldiler. Eğer Goran Hareketi gözünü KYB’nin yolsuzluk mirasına dikmemiş olsa ve kendi halkına karşı doğru sözlü olsaydı, bugün Kürdistan Bölgesi bu halde olmaz ve son 4 yılıda yaşanan bu büyük krizler de yaşanmazdı.
 
Bugün KDP eskisi gibi Goran’ın bahtının açık olmadığını görüyor fakat yine de kapısını çalmak istiyor. Elbette Goran’da lider ve kurucusunu kaybettikten sonra hala KDP ve KYB ile yarıçabilecek güçte olduğunu kanıtlamak istiyor. Fakat gerçekte Goran sadece KYB’den koptuğu ve federal hükümete katıldığı dönemde güçlüydü. Ardından attığı adımların tümü yanlış siyasi hesapların ve doğru düzgün olmayan tahlillerin sonucuydu.
 
Önemli olan Goran’ın “dengeleri sağlayabilen” bir güç olduğunu kabul etmesi ve aynı zamanda bir yandan KDP ile açıkça diyalog halinde olması diğer yandan da onunla yarışabilmesidir. Goran’ın KDP ile iktidar tecrübesi başarılı olmamış olabilir fakat hala yerel yönetimler bazında iki taraf arasında çok iyi bir işbirliği söz konusudur. Kaldı ki Goran için sorunların çözüm anahtarı hükümetle olmasındadır. Dolayısıyla Goran ve KDP bir birleri ile diyalog halinde kalmaya mahkumdurlar. İslami Birlik (Yekgırtu) örneğinde olduğu gibi, bakanlar istifa ettikleri halde evlerinden işleri yönetiyorlar.
 
KERKÜK KAMPANYASI
 
Bu yılki Newroz kutlamaları Kerkük işgalinin gerçek yüzünü birkez daha bize hatırlattı. Elbette çoluk çocuklar bu gerçeğin böyle olmadığını gösterme çabasına girdiler fakat ne onlar başarılı olabildi ve ne de bu durum orada yaşanan ihanetin derinliğini, gariban Kerküklülerin başına neler geldiğini gizleyebildi.
 
Sadece Kürt ve Kürdistanlı olduğumu biliyorum. Bu yüzden tek bir defaya mahsus bırakın duygularımı makaleme de katarak anlatayım. Kerkük ismini duyduğumda ağlıyor ve şu an Kerkük diye yazdığımda da ağlıyorum!
 
Az biraz vicdanı olan ve meşru Kerkük davasına inancı olan partiler, bu yıl 12 Mayıs’ta Kerkük’te düzenlenecek olan seçimlere katılmazlar. Aksine onların da 16 Ekim ihanetini gerçekleştirenlerden bir farkı kalmaz. Varsın KDP ve KYB de hain olsunlar, Kerkük için 140’ıncı Madde’nin uygulanmasından başka ellerinden ne gelebilir ki?
 
Bu yüzden Kerkük’teki seçimlere katılmak işgal gerçeğini meşrulaştırmak olur. Hatta bazılarına göre Kerkük için savaşmak vatan ve tarih adına değil, petrol için Kürt gençlerini öldürmek anlamına gelse bile!
(Kaynak: rudaw.net)

Facebook'ta Sol İtiraz